Ana içeriğe atla

Kayıtlar

gönülden düşenler etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Cennette Kıymalı Pide ve Ayran Mı?

      Hayattan istediklerimiz  bir bebeğin bakışı kadar masum, bir çocuğun hayata bakışı kadar samimi olsa keşke.     Oğlum bu aralar soyut şeylere merak saldı ve algılayabileceği boyutta anlatmaya çalışıyoruz. Ve bana geçen gün dedi ki:     -Anne cennette market olacak mı?     Ben bir an şaşırdım. Açıkcası böyle bir şey beklemiyordum.  Şöyle bir yüzüne baktıktan sonra:    -Bilmem ki belki de vardır. Neden sordun bunu? Dedim    -Ama Allah bize her istediğimizi verecek. Verdiğine göre neden market olsun ki dedi.    Ben şok oldum. Mantığa bakar mısınız? Bende :    -Peki sen cennette olsan ne isterdin? Diye sordum.   - Ben mi? Kıymalı pide ve yanında da ayran isterdim. Dedi    Benim oğlan metafizik olayların ötesine geçti belki ama aslında hayattan da öte yerlere gitmeden masumca şeyler isteyebiliriz. Ki istemeliyiz de..    Çünkü istekler ve o istekle...

Hayatta Hiçbir Şeyi Ertelemeyin...

      Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış. Dağın haberi mi olmamış yoksa haber almak mı istememiş. Tavşanın küsmesi için haklı sebepleri varken, dağın da anlamamazlıktan gelmek için haklı sebepleri olduğunu öğrenmiş.         İnsan çevresinde bu kadar duyarsız ve anladığı halde saf ayağına yatan var mıdır diye düşünürken var olduğunu en yakından keşfetmiş.         Tavşan sıkıntıdan ezilirken en yakını olan dağdan medet ummuş, fakat dağ hiç oralı olmamış. Bunu fark eden tavşan sıkıntının içinde tamamen kaybolmuş. Her gün daha çok acı çekiyormuş. Kendi sıkıntısına mı üzülsün yoksa dağın yaptığı duyarsızlığa mı üzülsün ikisi arasında kısıp kalmış.         Bir de üstüne dağda, tavşana kendisiyle ilgilenmediği söyleyerek başkalarına hayıflanmaya başlamamış mı? Dağın görmezlikten gelmesi, tavşana her şey normalmiş gibi devam etmesi, fakat başkasından da ona hayıflandığını duymas...

Ummadığımız Anda

    Hiç ummadığımız anda ummadığımız olaylarla karşılaşmak...     Hiç olmaz hatta yakınınızdan bile geçmez diye düşüneceğiniz şeyler, hatta ‘Bunun hayatımda olması imkansız.’ diyeceğiniz şeyler bile bir anda burnumuzun dibinde bitebiliyor.    Bu yüzden durumumuz ve hayatımız hep aynı şekilde yön verecekmiş gibi düşünüp yaşamamak lazım. Çünkü her an bizi nereye sürükleyeceğini bilemiyoruz.    Bu demek değil ki hayattan tamamen kopup, felaket ne zaman gelecek diye beklemek. Hayatımızın olağandan daha güzel yaşamalı ama her zaman hayatın da polyana gibi olmayacağının idrakine vararak hareket etmeliyiz.    Sorunda zaten bu değil mi? Hep mükemmel giderken, birden ters düz olunca, ne yapacağını bilmez hale gelmekten kaynaklanmıyor mu tam olarak hayatı idrak edememek? Sarhoş gibi olup, nefes alamıyormuş gibi olmuyor muyuz? Sanki sadece bu olanlar bizim üzerimizdeymiş gibi hissediyoruz. Suçlamaya başlıyoruz. Mutlaka bir günah keçici bul...

Günlerden Hastalık

      Günlerden hastalık…         Boş zamanları saat dilimi yerine kilometre hesabı yapsak mesela buradan arşa değecek uzunlukta bence. Normalde yaparken zevk vermeyen ne varsa hastayken cazip gelir hatta. Size olmuyor mu böyle? Bana oluyor. Benim kafamı kaldıracak gücüm olmadığı için, sabahtan akşama kadar yatım. Bir süre sonra yatarken yapabilecek tek şeyi yapmaya başladığımı fark ettim. Düşünmek!         Bugüne kadar hayatıma giren kim varsa hepsiyle tek tek kavga ettim. Ne var ne yok her şeyi söyleyip, sıradaki der gibiydim resmen. Ringe çıkmış kızgın boksör gibi nakavt etmeden rakibime bırakmıyordum. Deşarj oldum kendi kendime, baya eğlendim. Kavgalarımız bitip biraz zaman geçince fark ettim ki içimde bitmek bilmeyen kavgalarım, içimden uğurlayamadığım misafirlerim varmış. Belki de kendi kendime yaptığım geçici rahatlık hissi veren kavgamı onlarla yüz yüze yapsaydım, bu kadar ağrımazdı başım, buğulu bakmazd...